|
|
![]() |
![]() |
|
![]() |
||
![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |
||
![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |
||
![]() |
Yol Güvenliğinde İnsan ve Toplum
İnsanlar toplu halde yaşamaya başladıkları andan itibaren bir şeyi hemen farkına varmışlardır. Birlikte yaşamanın birinci koşulu her istediğini yapamamaktır. İnsana yapılan yatırım, bir insanın bir ülkeye maliyeti 20 yıldır. Çocuklar ve gençler beslenir, büyütülür, okutulur ve ortalama 20 yıllık bir çabadan sonra topluma, ekonomiye, yaşama katma değer kazandırmaları sağlanır. Bireylerin, özellikle gençlerin trafik kazasında kaybedilmesi kabul edilemez. Dünya sağlık Teşkilatının (WHO) son verilerine göre dünyada her yıl 1.300.000 insan trafik kazalarında yaşamını yitirmekte, 20 milyon ila 50 milyon arasında insan trafik kazalarında yaralanmakta ve bir kısmı sakat kalmaktadır. Yaralı sayısındaki bu makas açıklığı ülkelerin - özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin - verilerinin eksik veya azaltılmış olarak iletilmesinden ve bazı ülkelerde böyle bir veri tabanının dahi olmamasından kaynaklanmakta ve “tahmin” ölçüsü içinde kalmaktadır. Yine Dünya Sağlık Teşkilatı verilerine göre ölüm nedenlerinin ilk 10 u içerisinde trafik kazaları daima yer almakta ve yıldan yıla liste başına doğru çıkmaktadır. Çocukların ve gençlerin ölümlerinde bu kademeleme daha vahimdir. Birleşmiş Milletler Teşkilatının araştırmaları sonucu trafik kazalarının gelişmiş ülkelerde çok olduğu ve fakat ölüm ve yaralanmaların az olduğu, buna mukabil gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde trafik kazalarının az olduğu ve fakat ölüm ve yaralanmaların çok olduğu saptanmıştır. Bu farkın birçok nedeni vardır. Ancak bariz olan şudur.
Ülkemizde son yıllarda istatistikler genel olarak şöyle bir tablo ortaya koymaktadır.
Şu genel çerçeveden sonra yol güvenliğine, trafiğe ve trafik kazaları ile sonuçlarına etki eden başlıca hususlara toplumumuz, insanımız ve yöntemlerimiz açısından ayrıntılara girmeden kısaca değineceğim. Yorumu ve ilaveleri dinleyicilere bırakıyorum. Ülkemizde son yıllarda istatistikler genel olarak şöyle bir tablo ortaya koymaktadır.
Şu genel çerçeveden sonra yol güvenliğine, trafiğe ve trafik kazaları ile sonuçlarına etki eden başlıca hususlara toplumumuz, insanımız ve yöntemlerimiz açısından ayrıntılara girmeden kısaca değineceğim. Yorumu ve ilaveleri dinleyicilere bırakıyorum. Toplum Toplumumuz heterojen bir kültüre sahiptir. Bu hem iyidir, hem kötüdür. Farklı yöresel iç kültürler, farklı aile geleneği, son yarım yüzyılda yoğun şekilde yaşanan iç ve dış göç -hemen her konuda olduğu gibi- yol güvenliği ve trafik konusunu algılamakta farklı boyutlar ortaya çıkarmıştır. Dünya genelinde göç edenlerin, göç ettikleri yerlerin kültürünü benimsedikleri merkezindedir. Ancak göç edilen yerin nüfusu azınlıkta kalırsa tersine bir sonuç çıkmaktadır. Ayrıca bizim insanımız yöresel alışkanlıklarını beraberinde taşıyan, bu alışkanlıklarına sadık olan, değişik ortama uyum sağlamakta zorlanan bir yapıdadır. Bu gün trafik problemini yaşayan kentlerimizde - büyük kentlerimizde - durum budur. Toplumlar yaşadıkları iklimin etkisi altında kalırlar. Bizim toplumumuz davranışlarında genellikle Akdeniz ikliminin yarattığı özellikleri taşır. Sıcakkanlı, olaylarda reaksiyoner, çabuk parlayan ve bunu fiili müdahale boyutuna çok çabuk taşıyabilen, sonra hırsı geçen ve çabuk unutan özellikler... Trafik kazasında ölümü “alın yazısı” olarak algılayan, rasyonel bakış açısından çok, duygusal özümsemeleri benimseyen haliyle toplumumuz “kaderci” bir yapıya da sahiptir. Trafik kazası yapmak, trafik kazasına uğramak, trafik kazasında ölmek ya da yaralanmak dikkatsizlik, ihmal, kurala uymamak değil ve fakat “alın yazısı” olarak değerlendirilmektedir. Eğitim sistemimiz “ezberci”dir. Anlatılanı ve öğretileni kabul etmeyi benimseten, sorgulamayı ikinci plana atan, analiz ve sentez yeteneklerini geliştirmeyen bir eğitim sistemimiz vardır. Toplumumuzun büyük kısmının eğitimi, bilgisi, birikimi ve bilinci olması gereken düzeyde değildir. Ayrıca yine toplumumuzun büyük bir bölümü okuma alışkanlığından uzaktır. Yukarıda sıralananlar özet örneklerdir. Bunlara daha pek çoklarını ekleyebilirsiniz, pek çokları eklenebilir. Konunun asıl sahibi sosyologlardır. Birey (insan) Birey toplumun bir parçasıdır. Ya da toplumu bireyler oluşturur. Dolayısıyla etkileşim kaçınılmazdır. Kimi yerde iyi veya kötü ya da doğru veya yanlış toplum (çevre) baskısı bireyi etkiler, kimi yerde iyi veya kötü ya da doğru veya yanlış bireyin veya bireylerin baskısı toplumu etkiler. Sürücü araç kullandıkça yetenekleri gelişir, yetenekleri ölçüsünde bir sürücü olur. Hatalı hareket ettikçe, kural çiğnedikçe ceza ödeyerek eğitimine devam eder. Trafik kazasına uğrar, ya da trafik kazası yapar ve - makbul olmayan bir deneme yanılma yoluyla - biraz daha pahalıya patlayan yeni şeyler öğrenir. Bu uzun süreç içinde yol güvenliğinin, trafiğin, kuralların anlamını idrak eder, “iyi” sürücü olur. İdrak etmezse “kötü sürücü” olur. Daha büyük bir trafik kazasına neden olabilir ve eğitim biter, sürücülük biter, sakat kalır ya da hayata veda eder. Diğerlerini de öldürerek, yaralayarak, sakat bırakarak… Aslında sürücü kötü niyetli değildir, başkasına zarar vermek istemez. Ancak kötü örnekleri benimserse, insanın doğasında olan bencillikle - hatta çoğu kez içgüdü ile - hareket ederse, aklı yerine duygularını kullanırsa kendine, diğerlerine ve topluma zarar verir. İnsanlar yapıları itibariyle “ben merkezli – egosantrik”tir. Keza yol güvenliği ve trafik alanında da... İnsanımızda bu duygu ne kadar güçlüdür, takdirinize bırakıyorum. Olayların ve kuralların kendisi için değil ve fakat “başkaları” için geçerli olduğuna itibar eden davranışlar özellikle batı kültürü ile karşılaştırıldığında daha net gözlemlenmektedir. Yayalara gelince; iki gruptan bahsetmek gerekir.
Ülkemizde uzun vadeli planlama, imar durumu, yol kapasite etüdü ve planlaması, şehir ve yol geometrisi olması lazım geldiği düzeyde değildir. Birkaç yanlış örnek
ve daha pek çoğu… Ülkemizde toplumun ihtiyacı, coğrafi olanaklar, rasyonel irdelemeler dikkate alınmadan yapılan yanlış politikalar ulaşım modları arasındaki dengeyi bozmuştur. Hem de enikonu bozmuştur. Bu dengesizlik karayollarındaki trafik yoğunluğunu ve trafik kazalarını tetiklemiştir ve her geçen yıl daha da artmasına neden olmuştur. Bu gün karayolu taşımacılığının diğer taşıma modlarına göre oranı %90 ın üstünde olan gelişmiş ve hatta gelişmekte olan ülke parmakla sayılacak kadar azdır. Ne yapmaı? Şu saydığımız gerçekleri özetlemek gerekirse trafik düzeninde, trafik karmaşasında, trafik kazalarının olmasında “insan” en önde gelmektedir. Trafik toplumdan soyutlanamaz, yaşamın bir parçasıdır ve dolayısıyla toplumun - doğru veya yanlış - değer yargılarından etkilenir. Teknik boyutları içerisinde alışılageldiği gibi değil ve fakat sosyal açıdan tarif etmek gerekirse “Trafik toplumun davranışlarını, karakterini, ahlak ölçülerini net sergileyen ve devamlı tekrarlanan davranışlar zinciridir.” “Trafik” bir idare, teknik ve eğitim işi olmakla beraber ayni zamanda sosyoloji ve psikoloji işidir de. Ülkemizde olaya bakış açısı daima “denetleme” ve “eğitim” çerçevesinde olmakta, değil sosyal ve psikolojik boyut, mühendislik boyutu bile fazla önemsenmemektedir. Yöntem Küçülen dünya, hızlanan teknoloji, artan insan nüfusu ve motorlu araç sayısı alışılagelmiş metotları ve önlemleri yetersiz kılmakta, yeni çareler arama ihtiyacını yaratmaktadır. Artık yol güvenliği ve trafik olgusuna farklı yaklaşım gereği vardır. 1930‘lı yılların başından beri trafik kazalarını önlemedeki 3E formülü çok iyi bilinir.
Trafik kazasından hemen sonra ölümleri özlemek amacıyla bu üçlüye daha sonra bir dördüncü E eklenmiştir.
Ancak seksen yıldır süregelen bu alan saptaması yeterli olamamakta, trafik kazalarının ve olumsuz sonuçlarının grafiği tırmanmaya devam etmektedir. Son defa yol güvenliği konusunu dünyada en üst düzeye çıkarmış olan İsveç - güvenlik önlemleri insanların psikolojik olarak kabulleneceği şekilde olmadığından - farklı bir yaklaşımla çalışma alanlarını belirten 4H formülünü gündeme getirmiştir.
Toplum Ülkemizde “devlet yapar, vatandaş bakar” alışkanlığı vardır. Topluma veya bireye göre herhangi bir konuda bir hata, yanlışlık varsa bunu “görevliler” üstlenir, kendisine hiç bir sorumluluk düşmez, seyreder. Düzelme olmazsa da tenkit eder. Toplumun ve bireyin bilinçlenmesi, kendi kendini kontrol etme erdemine varması, belli bir trafik kültürü düzeyine çıkması lazımdır. Zamana karşı yarışmak için yapılacakların başında toplumun örgütlenmiş öğelerinin harekete geçmesi gelmektedir. Yani Holism (her kesimin katılımı) hemen aktive edilmelidir. Bunu yapacak olan sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve medyadır. Toplum ve bireyler trafik bilincini ve trafik kültürünü içine sindirinceye kadar sivil toplum kuruluşları organize edecek, özel sektör destek verecek ve medya duyuracaktır. Bu eylemi, yani “holism”i geliştirmezsek, gayreti devletten beklemeye devam edersek gidenlerin arkasından yas tutanların adedi artacaktır. Sivil Toplum Kuruluşları uluslararası gelişmenin bir yansıması olarak dilimize girdi. Uluslararası alanda bu kuruluşlara NGO (Non Government Organisations - Hükümet Kuruluşu Olmayanlar), ya da NPO (Non Profit Organisations - Kar Amaçlı Olmayanlar) adı veriliyor. Birçok ülkede yapılan çalışmalar ve bunların sayılara yansıması sonucu elde edilen genel kanı yol güvenliği ve trafik kazalarının sadece kanun ve yaptırım ile disiplin altına alınamadığıdır. Kanun ve yaptırımın, kısaca devlet gücünün, trafik düzeninde ve trafik kazalarında etkisinin genel bir ölçü olarak ülkeden ülkeye %10 ile %40 arasında olduğu hesaplanmaktadır. Geri kalan %90 ile %60 arasındaki alan başka birimlerle ve olanaklarla derlenmek ve düzenlenmek zorundadır. Bu alanın büyük kısmını yerel yönetimler yüklenmektedir. Ancak bu da yeterli değildir. Sivil toplum kuruluşlarının konuya eğilmeleri şarttır. Bunu yapanlar vardır. Ancak çalışmalar küçük boyutlarda, ya da kısa ömürlü projeler şeklindedir. Trafik konusunda ihtisaslaşmış sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra sosyal nitelikteki sivil toplum kuruluşlarının da bu konuya önem ve yer vermeleri lazımdır. Bu sivil toplum kuruluşlarının - en azından - kendi üyelerini bilinçlendirecek girişimde bulunmaları gereklidir. Birey Birey artık trafik polisinin değil, kazanın vereceği cezayı algılamak olgunluğunu idrak etmelidir. Trafik olaylarının, kazalarının ve sonuçlarının sadece bir istatistik sonuç olmadığını, kaza sonrasında - genelde kimsenin farkına varmadığı ve hatta üzerinde durmadığı - ölenlerin yakınlarının, yaralananların, sakat kalanların ve yakınlarının içine düştükleri psikolojik problemler, depresyon, hayata küsme, işini ya da okulunu bırakma, sigara ve alkole başlama, intihar gibi önce kişiyi ve sonra toplumu olumsuz etkileyen pek çok yan etkilerinin ve problemlerinin bulunduğunu bilmemiz ve irdelememiz şarttır. Özetlersek, Bütüne varmak için birimleri iyi incelemek gerekir. Bu gün artık her mesleğin, her iş kolunun alt dalları, bunların da alt dalları oluşmaktadır. Sorunlar küçük parçalara bölünerek incelenmekte, başka bir ifade ile sorumluluklar delege edilmekte, elde edilen çözüm önerileri bir araya getirilerek sonuç alınmaktadır. Trafik düzenlemesini ve trafik kazaları ile olumsuz sonuçlarını irdelemek için “az ve geniş kapsamlı” değil ve fakat “çok ve dar kapsamlı” kalıplar üretmek ve bunların içeriğini önce analiz (ayrıştırmak) ve sonra sentez (birleştirmek) yoluyla irdeleyerek hareket etmek gerekir. Şunları da göz ardı edemeyiz;
Stratejilerimizi, planlamalarımızı, eylemlerimizi olageldiği gibi “araç odaklı” değil, “insan odaklı” uyguladığımızda iyi sonuçlar alacağımız muhakaktır. Sürücü “duyguları” ile değil “aklı” ile aracını sürmediği müddetçe, sürücü ve yaya araçların verebileceği zararları “idrak” etmediği müddetçe kural, ceza, önlem yetersiz kalmaya mahkumdur.
|
![]() |
![]() |

|
Turktrafik.Org © 2007
|
![]() |
|